Romanın başlığı, aslında hikayenin ana temasını da işaret eder: Güneşin parlaklığı altında gizlenen kötülük. Görünüşte cennet gibi bir tatil beldesinde, zengin ve güzel Arlena Stuart'ın öldürülmesi, bu tezi doğrular niteliktedir. Christie, okuyucuyu, karakterlerin dış görünüşlerinin ardındaki gerçek niyetleri ve sırları keşfetmeye davet eder.
Christie, karakterleri aracılığıyla kimlik ve maskeler temasını sıkça işler. Her karakterin, başkalarının gözünde oluşturduğu bir imajı ve sakladığı gerçek kimliği vardır. Arlena Stuart, dışarıdan bakıldığında büyüleyici ve arzu edilen bir kadın olarak görünse de, aslında karmaşık ilişkileri ve geçmişiyle dolu biridir. Diğer karakterler de benzer şekilde, toplumsal beklentilere uygun maskeler takarak gerçek duygularını ve niyetlerini gizlerler. Bu durum, okuyucuyu sürekli olarak şüphede bırakır ve katilin kim olduğuna dair farklı olasılıkları değerlendirmeye iter.
Cesetler Kitaplığı, aşkın farklı yüzlerini ve bu duyguların insanları nasıl etkileyebileceğini gösterir. Aşk, kıskançlık ve ihanet, romandaki ana motivasyon kaynaklarıdır. Arlena'nın çekiciliği, birçok karakter arasında kıskançlığa yol açar ve bu kıskançlık, cinayetin olası nedenlerinden biri olarak öne çıkar. Kocası Kenneth'ın Arlena'ya olan karmaşık duyguları, Rosamund Darnley'nin geçmişten gelen aşkı ve diğer karakterlerin gizli tutkuları, olay örgüsünü daha da karmaşık hale getirir.
Elbette, Agatha Christie'nin unutulmaz dedektifi Hercule Poirot, bu karmaşık olay örgüsünü çözmekle görevlidir. Poirot, sadece fiziksel kanıtları değil, aynı zamanda karakterlerin psikolojisini ve davranışlarını da dikkatle analiz ederek gerçeğe ulaşmaya çalışır. Onun keskin zekası ve insan doğasına dair derin anlayışı, okuyucuyu da cinayeti çözme sürecine dahil eder.
Romanın geçtiği izole ada, olayların gelişiminde önemli bir rol oynar. Bu mekan, karakterleri birbirine yakınlaştırırken aynı zamanda dış dünyadan soyutlar. Bu durum, gerilimi artırır ve karakterlerin gerçek niyetlerini ortaya çıkarma potansiyelini yükseltir. Ada, adeta bir tiyatro sahnesi gibi, karakterlerin maskelerini düşürmelerine ve gerçek kimliklerini sergilemelerine olanak tanır.
Sonuç olarak, Cesetler Kitaplığı, Agatha Christie'nin sadece bir polisiye roman yazarı olmadığını, aynı zamanda insan doğasına dair derin bir anlayışa sahip bir yazar olduğunu da gösterir. Roman, okuyucuyu hem eğlendiren hem de düşündüren, ustalıkla yazılmış bir eserdir.