Çin mitolojisinin derinliklerinde, kaosun hüküm sürdüğü bir dönemde, her şeyin başlangıcında bir dev vardı: Pangu. Evrenin doğuşu, onun fedakarlığı ile mümkün oldu. Gelin, bu olağanüstü mitolojik figürün hikayesine yakından bakalım.
Başlangıçta, evren bir yumurta gibiydi. İçinde, Yin ve Yang'ın uyumsuz güçleri bir aradaydı. Bu kaotik ortamda, Pangu uyuyordu. On sekiz bin yıl boyunca bu yumurtanın içinde kaldı. Sonunda, uyanma vakti geldi.
Pangu uyandığında, etrafındaki karanlıktan ve sıkışıklıktan rahatsız oldu. Elindeki devasa baltayla yumurtayı kırdı. Hafif ve aydınlık olan Yang yukarı yükselerek gökyüzünü oluşturdu. Ağır ve karanlık olan Yin ise aşağı çökerek yeri meydana getirdi.
Pangu, gökyüzü ve yerin birbirinden ayrılmasını sağlamak için on sekiz bin yıl boyunca durmadan çalıştı. Her gün, gökyüzü biraz daha yükseldi, yer biraz daha kalınlaştı ve Pangu da onlarla birlikte büyüdü. Efsaneye göre, her gün yaklaşık üç metre uzuyordu.
On sekiz bin yılın sonunda, Pangu artık görevini tamamlamıştı. Gökyüzü ve yer artık kalıcı olarak ayrılmıştı. Ancak bu, Pangu için bir son anlamına geliyordu. Tükenmiş bir halde yere yığıldı ve öldü. Ama ölümü, yeni bir başlangıçtı.
Pangu'nun fedakarlığı sayesinde, evren bugünkü halini aldı. Onun ölümü, sadece bir son değil, aynı zamanda yeni bir başlangıçtı. Çin mitolojisinde, Pangu evrenin yaratıcısı ve kahramanı olarak sonsuza dek yaşayacaktır.
Bu efsane, fedakarlığın ve özverinin ne kadar önemli olduğunu bizlere hatırlatıyor. Pangu, kendisini feda ederek evrenin doğuşuna ve yaşamın başlamasına olanak sağladı. Onun hikayesi, gelecek nesillere ilham vermeye devam edecek.