Antik Mısır'da ölüm, bir son değil, sonsuzluğa açılan bir kapıydı. Bu kapının ardında ise Duat olarak adlandırılan, gizemli ve tehlikeli bir diyar bulunuyordu. Mısırlılar, ölümden sonraki yaşamın bu diyarda şekillendiğine ve ölümsüzlüğe giden yolun buradan geçtiğine inanırlardı.
Duat, yeraltı dünyasının derinliklerinde yer alan, karmaşık ve labirentimsi bir yapıya sahipti. Güneş tanrısı Ra, her gece bu diyardan geçerek yeniden doğardı. Ölen kişinin ruhu da, Ra'nın yolculuğuna benzer bir şekilde, Duat'ta çeşitli tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkardı.
Duat'taki en önemli olaylardan biri, kalbin tartılması töreniydi. Ölen kişinin kalbi, tanrıça Ma'at'ın tüyüyle tartılırdı. Eğer kalp tüyden ağır gelirse, kişi günahkar sayılırdı ve ruhu yok edilirdi. Kalbi hafif olanlar ise, ölümsüzlüğe erişme hakkı kazanırdı.
Mısırlılar, ölümsüzlüğe ulaşmak için çeşitli yöntemlere başvururlardı. Bunların en önemlilerinden biri, mumyalama işlemiydi. Mumyalama, bedenin çürümesini engelleyerek, ruhun sonsuza kadar yaşamasını sağlamayı amaçlıyordu.
Antik Mısır sanatında, ölümsüzlüğü simgeleyen birçok sembol bulunurdu. Bunlardan en önemlileri, Ankh (yaşam anahtarı) ve Scarab (bok böceği) idi. Ankh, sonsuz yaşamı temsil ederken, Scarab ise yeniden doğuşu ve dönüşümü simgeliyordu.
Mısırlılar için ölüm, bir son değil, yeni bir başlangıçtı. Duat'ta yaşanan maceralar ve kalbin tartılması töreni, ruhun arınmasını ve ölümsüzlüğe erişmesini sağlıyordu. Bu inanç, Mısır kültürünün temelini oluşturmuş ve sanat, mimari ve dini ritüeller üzerinde derin bir etki bırakmıştır.