İdari vesayet, merkezi idarenin, yerel yönetimler üzerindeki denetim yetkisini ifade eder. Bu denetim, yerel yönetimlerin özerkliğini tamamen ortadan kaldırmaz; ancak onların faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu ve kamu yararına hizmet etmesini sağlamayı amaçlar. Vesayet yetkisi, kanunla açıkça belirtilmiş hallerde ve sınırlar içinde kullanılır.
Yerinden yönetim ilkesi, yetki ve sorumluluğun, merkezi yönetimden yerel yönetimlere devredilmesini ifade eder. Bu ilke, demokrasinin güçlenmesine, hizmetlerin yerel ihtiyaçlara uygun şekilde sunulmasına ve vatandaşların yönetime katılımının artmasına olanak tanır. Yerinden yönetim, mahalli idareler aracılığıyla hayata geçirilir.
İdari vesayet ve yerinden yönetim ilkeleri arasında hassas bir denge bulunmaktadır. Aşırı vesayet, yerel yönetimlerin özerkliğini zedelerken, yetersiz vesayet ise hukuka aykırı uygulamalara ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına yol açabilir. Bu nedenle, vesayet yetkisinin kullanımı, yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine müdahale etmeden, sadece hukuki denetimle sınırlı tutulmalıdır.
İdari vesayet yetkisi, yerel yönetimlerin siyasi kararlarına müdahale etmeyi kapsamaz. Vesayet denetimi, genellikle yerel yönetimlerin işlemlerinin ve kararlarının hukuka uygun olup olmadığını denetlemekle sınırlıdır. Örneğin, bir belediye meclisinin aldığı bir kararın, kanunlara aykırı olması durumunda, merkezi idare bu kararı iptal edebilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yerel yönetimlerin özerkliğini ve yerinden yönetim ilkesini güvence altına almıştır. Anayasa'nın 127. maddesi, mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerini kanunla düzenleneceğini belirtir ve merkezi idarenin, mahalli idareler üzerinde, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip olduğunu ifade eder.