Marie, genç yaşta bilimle ilgilenmeye başladı. Babası, bir fizik ve matematik öğretmeniydi ve Marie, ondan ilk bilimsel bilgilerini edindi. Ancak, o dönemde Polonya'da kadınların üniversiteye gitmesi mümkün değildi. Bu nedenle Marie ve ablası Bronisława, "Uçan Üniversite" adı verilen gizli bir eğitim kurumuna katıldılar. Burada, yoksul öğrencilere gizlice dersler veriliyordu.
Marie, ablası Bronisława ile bir anlaşma yaptı. Bronisława, Paris'te tıp eğitimi alacak ve Marie ona maddi destek sağlayacaktı. Bronisława tıp eğitimini tamamladıktan sonra, Marie'ye destek olacak ve o da Paris'te okuyabilecekti. Marie, bu anlaşmaya sadık kalarak yıllarca özel dersler verdi ve ablasına para gönderdi.
1891'de Marie, Paris'e geldi ve Sorbonne Üniversitesi'ne kaydoldu. Burada fizik, kimya ve matematik alanlarında eğitim aldı. Yaşam koşulları oldukça zorluydu. Soğuk ve küçük bir odada yaşıyor, çoğu zaman aç kalıyordu. Ancak, bilime olan tutkusu, tüm zorluklara göğüs germesini sağlıyordu.
1894'te Marie, Pierre Curie ile tanıştı. Pierre, tanınmış bir fizikçiydi ve ikisi de bilime büyük bir tutkuyla bağlıydı. Kısa süre sonra evlendiler ve birlikte çalışmaya başladılar.
Marie Curie, Henri Becquerel'in uranyum tuzlarının yaydığı gizemli ışınlar üzerine yaptığı çalışmaları incelemeye başladı. Becquerel, bu ışınların yeni bir tür radyasyon olduğunu keşfetmişti. Marie, bu olayı daha derinlemesine araştırmaya karar verdi.
Curie'ler, polonyum ve radyum elementlerini izole etmek için yıllarca uğraştılar. Tonlarca uranyum cevheri işlediler ve zorlu koşullarda çalıştılar. 1902'de, bir gram radyum klorürü izole etmeyi başardılar. Bu, bilim dünyası için büyük bir başarıydı.
Marie Curie, bilimsel çalışmalarıyla birçok ödül kazandı.
Marie Curie, sadece bilimsel keşifleriyle değil, aynı zamanda bilimin gelişmesine yaptığı katkılarla da önemli bir figürdür. Radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalar, tıp, fizik ve kimya alanlarında birçok yeni gelişmenin önünü açtı.
I. Dünya Savaşı sırasında Marie Curie, seyyar röntgen cihazları geliştirerek cephedeki yaralı askerlere yardım etti. "Petites Curies" (Küçük Curieler) adı verilen bu cihazlar, yaralı askerlerin tedavi edilmesinde önemli bir rol oynadı.
Marie Curie, 4 Temmuz 1934'te, radyoaktif maddelere uzun süre maruz kalmasının neden olduğu aplastik anemi hastalığından hayatını kaybetti. Ancak, bilim dünyasına bıraktığı miras yaşamaya devam ediyor.
Marie Curie'nin hayatı, zorluklara rağmen bilime adanmışlığın ve azmin bir örneğidir. O, sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda bir öncü ve bir ilham kaynağıdır.