Edebiyatın en renkli ve etkileyici sanatlarından biri olan mübalağa, gerçekliği olduğundan daha büyük, daha küçük veya daha olağanüstü gösterme sanatıdır. Günlük konuşmalardan destanlara, şiirlerden reklam metinlerine kadar hayatın her alanında karşımıza çıkan bu sanat, anlatımı güçlendirmek ve dinleyicide/okuyucuda daha derin izler bırakmak için kullanılır.
Fuzuli - Su Kasidesi:
"Bir selam ver ki, gönüller şad olsa bin hasretle
Canım verürdüm, eğer bir dem o ruh-ı revan senin"
Şair, sevgiliden bir selam karşılığında canını vermeyi göze alarak mübalağa yapmaktadır.
Orhan Veli - İstanbul'u Dinliyorum:
"İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda"
Şair, İstanbul'u dinleme eylemini abartılı bir şekilde betimlemektedir.
Örnek 1: "O kadar açım ki bir fili bile yiyebilirim!"
Örnek 2: "Seni görmeyeli bir asır geçti."
Örnek 3: "O kadar hızlı koşuyordu ki ayakları yerden kesiliyordu."
Mübalağa sanatı sadece süs olsun diye kullanılmaz. Önemli işlevleri vardır:
Mübalağa sanatını kullanırken ölçüyü kaçırmamak gerekir. Aşırı abartılı ifadeler inandırıcılığı zedeleyebilir ve komik duruma düşürebilir. İyi bir mübalağa, okuyucuyu gülümsetmeli ama inanmaktan da alıkoymamalıdır.
Sonuç olarak, mübalağa hem günlük konuşma dilinde hem de edebi eserlerde anlatımı zenginleştiren, duyguları ve durumları daha etkili ifade etmemizi sağlayan önemli bir sanattır. 🎭