Ak Ana, Türk, Altay ve Moğol mitolojilerinde evrenin yaratılışında önemli bir rol oynayan bir tanrıçadır. Genellikle "Beyaz Ana" olarak da bilinir. Ak Ana, evrenin başlangıcındaki kaostan düzeni yaratan, yaşamı ve bereketi temsil eden bir figür olarak kabul edilir.
Ak Ana efsanesi, evrenin başlangıcında her şeyin sonsuz bir su olduğunu anlatır. Bu sonsuz suyun üzerinde, Ak Ana belirir. Bazı kaynaklara göre bir kuğu veya kaz şeklinde tasvir edilen Ak Ana, bu sonsuz sularda uçar ve düşünceleriyle evrenin yaratılışını başlatır.
Ak Ana, düşünceleriyle evrenin yaratılışını tetiklerken, aynı zamanda diğer tanrıların ve varlıkların ortaya çıkmasına da öncülük eder. Bazı efsanelerde, Ak Ana'nın yumurtası veya tohumu olarak kabul edilen nesnelerden evrenin ve içindeki her şeyin doğduğuna inanılır.
Ak Ana, genellikle diğer önemli tanrılarla birlikte anılır. Özellikle Ülgen (gök tanrısı) ve Yer Tanrıçası ile olan ilişkisi önemlidir. Ak Ana, Ülgen'e ilham verir ve evrenin düzenlenmesinde ona yardımcı olur. Yer Tanrıçası ise, Ak Ana'dan aldığı güçle toprağı verimli kılar ve yaşamı destekler.
Ak Ana, Türk ve Altay mitolojisinde sadece bir yaratılış figürü değil, aynı zamanda bilgelik, şefkat ve koruyucu anne arketipini de temsil eder. Onun beyaz rengi, saflığı, aydınlığı ve iyiliği simgeler. Ak Ana'ya duyulan saygı, doğaya ve yaşama duyulan saygının bir ifadesidir.
Ak Ana efsanesi, günümüzde hala bazı Türk ve Altay topluluklarında yaşatılmaktadır. Özellikle bahar festivallerinde ve doğa ritüellerinde Ak Ana'ya dualar edilir, ona adaklar sunulur. Bu ritüeller, doğanın uyanışını ve yaşamın yeniden doğuşunu kutlamak amacıyla yapılır.