Hz. Muhammed (s.a.v.), İslam dinini tebliğ ederken ve İslam devletini inşa ederken istişare (danışma) ilkesine büyük önem vermiştir. Onun hayatı, istişarenin sadece bir yönetim metodu değil, aynı zamanda bir ibadet ve ahlaki sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Kur'an-ı Kerim'de istişare ile ilgili ayetler, bu ilkenin İslam'daki merkezi konumunu ortaya koymaktadır:
Bu ayetler, istişarenin Müslüman toplumunun temel özelliklerinden biri olduğunu vurgulamaktadır.
Bedir Savaşı'nda, düşman ordusunun konumlanmasıyla ilgili Hubab bin Münzir'in görüşünü dikkate alarak ordunun yerini değiştirmiş, bu karar savaşın kazanılmasında etkili olmuştur.
Medine'nin savunması için Selman-ı Farisi'nin şehir etrafına hendek kazılması önerisini kabul etmiş, bu yeni savunma yöntemi Müslümanların zaferiyle sonuçlanmıştır.
Hudeybiye Antlaşması görüşmelerinde, Müslümanların ilk bakışta aleyhlerine gibi görünen maddeleri kabul etmesi, sahabelerle yaptığı istişare sonucu olmuş ve bu barış dönemi İslam'ın yayılmasına büyük katkı sağlamıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) istişare yaparken şu noktalara dikkat etmiştir:
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hayatı, istişarenin sadece bir yönetim tekniği değil, aynı zamanda bir inanç, ahlak ve toplumsal sorumluluk meselesi olduğunu göstermektedir. Onun bu uygulamaları, Müslümanlara bireysel ve toplumsal hayatlarında danışma kültürünü yerleştirmiş, İslam medeniyetinin şura (danışma) temelli yönetim anlayışının temellerini atmıştır.
Hz. Muhammed'in istişare anlayışı, günümüzde de bireysel kararlardan kurumsal yönetime kadar her alanda uygulanabilecek evrensel ve zaman üstü bir prensip olarak önümüzde durmaktadır.