Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu için bir dönüm noktasıydı. Ancak, antlaşmanın bazı maddeleri, özellikle de 7. ve 24. maddeler, ülkenin işgaline zemin hazırlayan sinsi birer tuzak gibiydi. Bu maddeler, İtilaf Devletleri'ne geniş yetkiler vererek, Osmanlı topraklarında istedikleri gibi hareket etme imkanı sunuyordu.
Antlaşmanın 7. maddesi şöyle diyordu: "İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahip olacaklardır." Bu madde, son derece geniş ve yoruma açık bir ifade içeriyordu. İtilaf Devletleri, kendi çıkarlarına uygun olarak, herhangi bir bölgede "güvenliklerini tehlikede" gördüklerini iddia ederek o bölgeyi işgal edebileceklerdi. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit ediyordu.
24. madde ise, "Vilayet-i Sitte" olarak bilinen altı doğu ilinde (Erzurum, Van, Harput, Sivas, Diyarbakır ve Bitlis) karışıklık çıkması halinde, İtilaf Devletleri'nin bu bölgeleri işgal etme hakkını öngörüyordu. Bu madde, bölgedeki etnik ve dini farklılıkları kullanarak, İtilaf Devletleri'ne müdahale fırsatı veriyordu.
Mondros'un 7. ve 24. maddeleri, görünüşte "güvenliği sağlama" amacını taşısa da, aslında İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını işgal etmesi için birer bahaneydi. Bu maddeler, hukuki bir zemin oluşturmaktan ziyade, işgalleri meşrulaştırma çabasıydı. Türk milleti, bu antlaşmanın getirdiği zorluklara karşı direnişe geçerek, bağımsızlığını koruma mücadelesi vermiştir.
Bu maddelerin yarattığı ortam, Kurtuluş Savaşı'nın fitilini ateşleyen önemli faktörlerden biri olmuştur. Türk halkı, vatanını savunmak için canını dişine takarak, işgalcilere karşı eşsiz bir mücadele örneği sergilemiştir.