Bu yazıda, Kur'an-ı Kerim'in dokunaklı kıssalarından birine şahitlik edeceğiz. Meryem Suresi'nin 2-15. ayetleri, Allah'ın samimi bir kuluna olan icabetini, mucizesini ve duasının nasıl kabul edildiğini bizlere öğretmektedir. Bu ayetler, özellikle Hz. Zekeriya'nın duası ve oğlu Hz. Yahya'nın müjdelenişi üzerinedir.
Meryem Suresi, ismini 16. ayetten itibaren başlayan Hz. Meryem kıssasından alır. Ancak surenin hemen başında, bir başka önemli peygamber olan Hz. Zekeriya'nın hikayesi anlatılır. Bu kıssa, duanın gücüne, Allah'ın rahmetine ve geç de gelse gelen mucizelere olan inancı pekiştirir. Yaşlılık ve çocuksuzluk gibi insani zorluklar karşısında bile Allah'a sığınmanın ve O'na güvenmenin güzel bir örneğidir.
Ayetler, Hz. Zekeriya'nın Rabbine yaptığı gizli bir dua ile başlar. O, artık yaşlanmış ve hanımı da kısır olduğu halde, kendisine bir veli (evlat) vermesi için Allah'a yalvarır. Buradaki endişesi sadece çocuk özlemi değildir. Ayetlerde belirtildiği üzere, arkasından gelecek akrabalarının (ye'nî) durumundan endişe duymakta ve onlardan salih bir evlat ile yerine bir halef bırakmak istemektedir.
Allah, Hz. Zekeriya'nın bu içten duasını kabul eder ve ona, adının Yahya (Hz. Yahya) olacak bir oğul müjdeler. Hz. Zekeriya, bu müjde karşısında bir an şaşkınlık yaşar ve "Rabbim! Karım kısır, ben de iyice ihtiyarlamışken nasıl oğlum olur?" der. Allah'ın cevabı ise çok nettir: "Öyle (olacak)! Allah dilediğini böyle yapar." Bunun üzerine Hz. Zekeriya, kendisine bir alamet (işaret) vermesini ister. Allah da ona, "Alametin, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla işaretleşmenden başkası değildir" buyurur. Yani konuşamayacak, sadece işaretle anlaşabilecektir.
Ayetler, dünyaya gelen Hz. Yahya'nın çocukluğundan itibaren taşıdığı özellikleri sıralayarak onun ne kadar seçkin bir insan olduğunu vurgular.
Meryem Suresi'nin bu ilk bölümleri bize birkaç önemli mesaj verir:
Bu ayetler, sadece geçmişte yaşanmış bir hikaye değil, aynı zamanda her Müslümanın hayatına ışık tutacak manevi bir rehberdir.