Milli Edebiyat Dönemi, 1911 ile 1923 yılları arasında, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı'nın etkisiyle şekillenmiş, Türkçülük akımının ön plana çıktığı bir dönemdir. Bu dönemde birçok sanatçı, ortak bir amaç doğrultusunda eserler vermiş olsa da, bazıları bu akımın dışında, kendi özgün çizgilerini koruyarak bağımsız bir duruş sergilemiştir.
Mehmet Akif Ersoy, Milli Edebiyat döneminin önemli bir şairidir. Ancak, şiirlerinde sadece ulusal konulara değil, İslam dünyasının sorunlarına, toplumsal adaletsizliklere de değinmiştir. En önemli eseri İstiklal Marşı'dır. Ayrıca Safahat adlı şiir kitabında toplumsal eleştiriler, dini hassasiyetler ve vatan sevgisi iç içe geçmiştir.
Yahya Kemal Beyatlı, "neoklasik" olarak da tanımlanabilecek bir şairdir. Şiirlerinde İstanbul'a, tarihe, aşka ve ölüme dair temaları işlemiştir. Sessiz Gemi, Eski İstanbul'dan gibi şiirleri, döneminin öne çıkan eserlerindendir. Milli Edebiyat akımının dil anlayışına yakın olsa da, daha seçkinci bir dil kullanmıştır.
Abdülhak Hamit Tarhan, tiyatro eserleri ve şiirleriyle tanınır. Eserlerinde romantizm ve egzotizm etkileri görülür. Makber adlı şiiri, eşinin ölümünün ardından yazdığı, derin duygusal yoğunluk içeren bir ağıttır. Tiyatroları, genellikle tarihi veya fantastik konuları ele alır.
Ahmet Haşim, sembolizm akımının etkisinde kalmış bir şairdir. Şiirlerinde musikiye, renklere ve hayallere önem vermiştir. Göl Saatleri ve Piyale adlı şiir kitapları, döneminin önemli eserlerindendir. Dili, Milli Edebiyatın sadeleşme çabalarına rağmen, daha ağırdır ve imgelerle yüklüdür.
Bu sanatçılar, Milli Edebiyat döneminde farklı yönlere doğru ilerleyerek, Türk edebiyatının zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Onların bağımsız duruşları, sonraki dönemlerdeki sanatçılar için de bir ilham kaynağı olmuştur.