Roma mitolojisi, kahramanlık, ihanet ve kader gibi evrensel temaları barındırırken, kurucu kardeşler Romulus ve Remus'un hikayesi bu temaların en çarpıcı örneklerinden birini sunar. Remus, bu destansı öyküde, sadece bir kardeş değil, aynı zamanda güç, hırs ve kader kavramlarının somut bir temsilcisidir.
Efsaneye göre, Remus ve Romulus, Alba Longa kralı Numitor'un torunlarıdır. Amcaları Amulius tarafından tahttan indirilen Numitor'un kızı Rhea Silvia, tanrı Mars'tan hamile kalır ve ikizleri doğurur. Amulius, bebekleri Tiber Nehri'ne atılmalarını emreder. Ancak, bebekleri taşıyan sepet karaya vurur ve bir dişi kurt (Lupa) tarafından bulunur. Dişi kurt, kardeşlere süt verir ve onları hayatta tutar. Daha sonra, Faustulus adında bir çoban tarafından bulunup büyütülürler.
Büyüdüklerinde gerçek kimliklerini öğrenen Remus ve Romulus, amcaları Amulius'u öldürerek dedeleri Numitor'u tahta geri oturturlar. Daha sonra, yeni bir şehir kurmak için Palatine Tepesi'ne giderler. Ancak, hangi tepeden şehri yönetecekleri konusunda anlaşmazlığa düşerler. Tanrıların işaretini beklemeye karar verirler. Romulus altı kuş görürken, Remus on iki kuş görür. Her iki kardeş de kendi işaretinin daha üstün olduğunu iddia eder.
Bu anlaşmazlık, kardeşler arasında büyük bir kavgaya dönüşür. Efsanenin farklı versiyonlarına göre, Remus, Romulus'un surlarını alaycı bir şekilde atlayarak geçtiği için Romulus tarafından öldürülür veya çıkan kavgada hayatını kaybeder. Remus'un ölümü, hırsın, itaatsizliğin ve kaderin kaçınılmazlığını sembolize eder.
Remus'un hikayesi, Roma mitolojisinde ve Batı kültüründe derin izler bırakmıştır. Onun ölümü, güç, hırs ve kader arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamamıza yardımcı olur. Remus, Roma'nın kuruluşunda kaybeden taraf olsa da, hikayesi yüzyıllardır anlatılmaya devam ederek, insan doğasının karanlık yönlerini ve ihtirasın tehlikelerini hatırlatır.