Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma anlayışıdır. Bu kavram, ekonomik büyüme, sosyal eşitlik ve çevresel koruma arasında hassas bir denge kurulmasını gerektirir.
Sürdürülebilir kalkınma kavramı, ilk kez 1987 yılında Birleşmiş Milletler Brundtland Raporu'nda (Ortak Geleceğimiz) resmi olarak tanımlanmıştır. Bu rapor, kalkınma ile çevre arasındaki kopmaz bağı vurgulayarak küresel bir farkındalık yaratmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma, birbirine bağlı ve birbirini destekleyen üç temel sacayağı üzerine inşa edilmiştir:
2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 2030 yılına kadar tamamlanması hedeflenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı, küresel bir eylem çağrısıdır. Bu amaçlar, sürdürülebilir kalkınmanın somut hedeflerini ortaya koyar:
Sürdürülebilir kalkınma, sadece çevreyi korumak değil, aynı zamanda daha istikrarlı, adil ve refah içinde bir dünya inşa etmek için hayati öneme sahiptir. Sınırlı kaynaklarımızı sorumlu bir şekilde yönetmezsek, gelecek nesillere yaşanabilir bir gezegen bırakma şansımız azalır. Bu, hem bireyler hem de şirketler ve hükümetler için bir sorumluluk ve zorunluluktur.
Özetle, sürdürülebilir kalkınma, "şimdi" ile "gelecek" arasında bir köprü kurarak, gezegenimiz ve üzerindeki tüm canlılar için daha iyi bir yaşam vaadidir.