Antik Mısır'ın derinliklerinden yankılanan yaratılış efsaneleri, tanrıların ve tanrıçaların karmaşık ilişkileriyle örülüdür. Bu mitolojinin merkezinde, toprağın kişileştirilmiş hali olan Geb yer alır. O, sadece ayaklarımızın bastığı zemin değil, aynı zamanda yaşamın kaynağı, bereketin sembolü ve sonsuzluğun taşıyıcısıdır.
Geb, yaratılışın başlangıcında var olan ilksel sulardan (Nun) doğan ilk tanrı ve tanrıçalardan biridir. O, hava tanrısı Shu ve nem tanrıçası Tefnut'un oğludur. En önemlisi, gökyüzü tanrıçası Nut'ın hem kardeşi hem de eşidir. Bu birliktelikten Osiris, İsis, Seth ve Neftis gibi Mısır panteonunun en önemli tanrıları doğmuştur.
Efsaneye göre, Geb ve Nut o kadar sıkı bir şekilde birbirlerine sarılmışlardı ki, güneşin doğmasına ve batmasına izin vermiyorlardı. Bu durumdan rahatsız olan Ra, hava tanrısı Shu'ya Geb ve Nut'ı ayırma emrini verir. Shu, tüm gücünü kullanarak Nut'ı yukarıya, gökyüzüne doğru iterken, Geb aşağıda, toprak üzerinde kalır. Bu ayrılık, dünyanın düzenini sağlamış ve zamanın akışını başlatmıştır.
Geb'e adanan özel tapınaklar olmamasına rağmen, Mısır'ın çeşitli bölgelerinde ona saygı gösteren ritüeller düzenlenirdi. Özellikle hasat zamanında, toprağa şükran sunmak ve bereket dilemek için yapılan törenlerde Geb'in adı sıkça anılırdı.
Geb, Mısır mitolojisinde önemli bir figür olarak, toprağın ve yaşamın döngüsünün sembolü olmuştur. Onun hikayesi, antik Mısırlıların doğayla olan derin bağını ve evrenin düzenine duydukları saygıyı yansıtır. Geb'in fısıltıları, günümüzde de toprağın değerini ve yaşamın kutsallığını hatırlatmaya devam ediyor.