Yasama sorumsuzluğu, milletvekillerinin yasama faaliyetleri sırasında (Meclis'te veya komisyonlarda) söyledikleri sözlerden, yaptıkları açıklamalardan ve oy kullanmalarından dolayı hukuki ve cezai olarak sorumlu tutulmamalarını ifade eder. Bu ilke, milletvekillerinin serbestçe fikirlerini beyan edebilmelerini ve özgürce oy kullanabilmelerini sağlamayı amaçlar.
Yasama sorumsuzluğu, ifade özgürlüğünün özel bir türüdür ve milletvekillerinin ifade özgürlüğünü güvence altına alarak, onların halkın temsilcileri olarak görevlerini etkin bir şekilde yerine getirmelerini sağlar. Bu güvence, milletvekillerinin baskı altında kalmadan, vicdani kanaatlerine göre hareket edebilmelerini ve kamu yararını gözeterek karar alabilmelerini temin eder.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) yasama sorumsuzluğuna dair doğrudan bir hüküm bulunmamakla birlikte, AİHS'nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü, yasama sorumsuzluğunun temel dayanaklarından birini oluşturur. AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), yasama sorumsuzluğunun demokratik bir toplumda milletvekillerinin görevlerini etkin bir şekilde yerine getirebilmeleri için gerekli olduğunu kabul etmektedir.
AİHM, yasama sorumsuzluğunun mutlak olmadığını ve bazı durumlarda sınırlandırılabileceğini belirtmektedir. Ancak, bu sınırlandırmaların demokratik bir toplumda zorunlu ve ölçülü olması gerekmektedir. AİHM, yasama sorumsuzluğunun amacı ve kapsamı konusunda ulusal mahkemelerin takdir yetkisini de dikkate almaktadır.
Yasama sorumsuzluğu mutlak bir hak değildir. Bazı durumlarda milletvekillerinin ifadeleri nedeniyle sorumlu tutulmaları mümkündür. Bu durumlar genellikle hakaret, iftira, nefret söylemi gibi suçları içerir. Ancak, bu tür durumlarda dahi, sorumsuzluğun sınırlandırılması ölçülü olmalı ve ifade özgürlüğünün özünü zedelememelidir.