Aydınlanma, 18. yüzyılda Avrupa'da filizlenen ve tüm dünyaya yayılan, akılcılığı, bireyselliği ve bilimi ön plana çıkaran önemli bir düşünce akımıdır. Bu dönem, Orta Çağ'ın dogmatik düşüncelerine karşı bir başkaldırı niteliği taşır ve modern dünyanın temellerini atmıştır. Aydınlanma düşünürleri, insan aklının her türlü sorunu çözebileceğine inanmışlar ve bu doğrultuda siyasetten ekonomiye, eğitimden sanata kadar birçok alanda yenilikçi fikirler ortaya atmışlardır.
İngiliz filozof John Locke, liberalizmin ve ampirizmin öncülerinden biridir. "İki Hükümet Üzerine İnceleme" adlı eserinde doğal haklar teorisini savunmuş ve devletin bireyin haklarını korumakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, insan zihninin doğuştan boş bir levha (tabula rasa) olduğunu ve deneyimlerle şekillendiğini ileri sürmüştür.
İsviçreli filozof Jean-Jacques Rousseau, "Toplum Sözleşmesi" adlı eseriyle tanınır. Halk egemenliği ilkesini savunmuş ve devletin halkın ortak iradesiyle yönetilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, insanın doğuştan iyi olduğunu ancak toplum tarafından yozlaştırıldığını savunmuştur.
Alman filozof Immanuel Kant, eleştirel felsefenin kurucusudur. "Aklın Eleştirisi" adlı eserinde, bilginin sınırlarını ve aklın yeteneklerini araştırmıştır. Aydınlanma'yı, "insanın kendi suçuyla düşmüş olduğu ergin olmama durumundan kurtulması" olarak tanımlamıştır. Ahlaki ödev kavramını vurgulamış ve evrensel ahlak yasalarının varlığını savunmuştur.
Fransız yazar ve filozof Voltaire, Aydınlanma'nın en önemli figürlerinden biridir. Dini hoşgörüyü, ifade özgürlüğünü ve akılcılığı savunmuştur. Kilise ve devletin baskısına karşı mücadele etmiş ve hicivleriyle tanınmıştır. "Candide" adlı eseri, Aydınlanma'nın iyimserliğine yönelik bir eleştiri olarak kabul edilir.
Aydınlanma, modern dünyanın şekillenmesinde büyük rol oynamış ve günümüzdeki değerlerimizin temelini oluşturmuştur. Akılcılık, bireysellik, özgürlük ve hoşgörü gibi ilkeler, hala önemini korumaktadır ve insanlığın ilerlemesi için yol gösterici olmaya devam etmektedir.