1961 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk sisteminde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu anayasa ile birlikte, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi amacıyla Yüksek Hâkimler Kurulu (HSK) adında yeni bir kurum oluşturulmuştur. HSK, hâkim ve savcıların atanması, terfisi, nakli, disiplin işlemleri gibi konularda yetkili kılınarak, yargının yürütme ve yasama organlarından bağımsızlığını sağlamayı amaçlamıştır.
1961 Anayasası'ndaki HSK'nın yapısı ve görevleri şu şekilde özetlenebilir:
1961 Anayasası'ndaki HSK, diğer bazı kurullarla da ilişkiliydi. Bu ilişkiler, yargı sisteminin işleyişi açısından önemliydi.
Anayasa Mahkemesi, kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevliydi. HSK'nın kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması mümkün olmasa da, HSK'nın yapısı ve işleyişi ile ilgili anayasaya aykırılık iddiaları Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabiydi.
HSK, üyelerinin bir kısmını Yargıtay ve Danıştay'dan alıyordu. Bu durum, HSK'nın yüksek yargı organları ile yakın bir ilişki içinde olmasını sağlıyordu. Yargıtay ve Danıştay, HSK'ya üye vererek yargı sisteminin genel işleyişine katkıda bulunuyordu.
Adalet Bakanı, HSK'nın doğal üyesiydi. Bu durum, yürütme organının yargı üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldırmasa da, HSK'nın bağımsızlığı anayasal güvence altına alınmıştı. Bakanın varlığı, yargı ile yürütme arasında bir iletişim kanalı oluşturuyordu.