"Amerika ne zaman keşfedildi?" sorusunun cevabı genellikle 1492 olarak verilir. Ancak bu tarih, aslında Amerika kıtasının Avrupalılar tarafından keşfedilişini temsil eder. Gerçekte, Amerika kıtası binlerce yıldır yerli halklar tarafından yerleşim yeriydi ve yaşam alanlarıydı.
1492 yılı, İspanyol bayrağı altında yelken açan Kristof Kolomb'un, Hindistan'a batı yönünden ulaşma hayaliyle çıktığı yolculukta, karşısına çıkan kara parçasının aslında "Yeni Dünya" olduğunu bilmeden Amerika'ya ayak basmasıyla tarihe geçti.
3 Ağustos 1492: Kolomb, İspanya'nın Palos de la Frontera limanından üç gemiyle yola çıktı.
12 Ekim 1492: Rodrigo de Triana, "Tierra! Tierra!" (Kara! Kara!) diye bağırarak Bahamalar'daki Guanahani adasını gördü. Kolomb bu adayı San Salvador olarak yeniden adlandırdı.
Kolomb'un "keşfettiği" topraklarda aslında milyonlarca yerli yaşıyordu:
Kolomb'tan önce de Avrupalıların Amerika'ya ulaştığına dair kanıtlar bulunuyor:
Kıtaya adını veren kişi Amerigo Vespucci'dir. Vespucci, 1499-1502 yılları arasında yaptığı seyahatlerde buranın yeni bir kıta olduğunu fark etti ve 1507'de bir Alman haritacı bu kıtaya onun onuruna "Amerika" adını verdi.
1492'deki bu "keşif", dünya tarihinin seyrini değiştiren önemli bir dönüm noktası oldu:
Sonuç olarak, "Amerika'nın keşfi" terimi aslında Avrupa merkezli bir bakış açısını yansıtır. Daha doğru bir ifade, iki dünyanın - Avrupa ve Amerika - birbirini bulması ve bu karşılaşmanın dünya tarihini sonsuza dek değiştirmesidir.