Etnografya, kültür bilimi olarak da adlandırılan, insan topluluklarının kültürlerini, yaşam biçimlerini, inançlarını, geleneklerini ve sosyal ilişkilerini doğrudan gözlemleyerek inceleyen bir sosyal bilim dalıdır. Kelime kökeni olarak Yunanca "ethnos" (halk, millet) ve "graphein" (yazmak) sözcüklerinden türemiştir.
Etnografya, antropolojinin önemli bir alt dalı olup, toplulukların gündelik yaşam pratiklerini, sembolik sistemlerini ve kültürel kodlarını derinlemesine anlamayı amaçlar. Araştırmacılar, inceledikleri topluluğun içine girerek uzun süreli gözlemler yapar ve bu topluluğun bakış açısını anlamaya çalışır.
Etnografya, 19. yüzyılın sonlarında Batılı araştırmacıların "egzotik" olarak nitelendirdikleri toplumları incelemek amacıyla ortaya çıkmıştır. Bronisław Malinowski, modern etnografyanın kurucusu kabul edilir. Malinowski'nin Trobriand Adaları'nda yaptığı saha çalışması, etnografik metodolojinin temelini oluşturmuştur.
20. yüzyılda Chicago Okulu etnografyayı kent yaşamına uyarlamış, Margaret Mead kültür ve kişilik ilişkisini incelemiş, Clifford Geertz ise "kalın betimleme" kavramıyla etnografik analize yeni bir boyut kazandırmıştır.
Etnografik araştırmalarda etik kurallara uyum hayati önem taşır. Araştırmacılar:
Etnografya, insan davranışlarının ve kültürel pratiklerin derinlemesine anlaşılmasını sağlar. İstatistiksel verilerin ötesine geçerek, insan deneyimlerinin karmaşıklığını ve zenginliğini ortaya koyar. Toplulukların kendi seslerini duyurmalarına olanak tanıyarak, kültürel çeşitliliğin korunmasına ve kültürlerarası anlayışın gelişmesine katkıda bulunur.
Günümüzde etnografya, pazarlama araştırmalarından kullanıcı deneyimi tasarımına, sosyal politikaların geliştirilmesinden eğitim reformlarına kadar pek çok alanda önemli bir metodoloji olarak kullanılmaktadır.
Etnografya, bize sadece "diğer" kültürleri anlama fırsatı vermekle kalmaz, aynı zamanda kendi kültürel pratiklerimizi ve varsayımlarımızı sorgulayarak kendimizi daha iyi anlamamıza da yardımcı olur.