Türkiye'nin güneydoğusunu şekillendiren, ülke ekonomisine yön veren ve bölge halkının hayatını dönüştüren dev bir kalkınma projesi... Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), sadece bir barajlar ve sulama kanalları projesi değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel bir dönüşümün ta kendisidir. Bu yazıda, "Fırat ve Dicle'nin Medeniyete Yeniden Hayat Verişi" olarak da adlandırılan bu büyük projeyi her yönüyle inceleyeceğiz.
GAP fikri, 1970'li yıllarda Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde hidroelektrik santralleri ve sulama tesisleri inşa etmek amacıyla doğdu. Zamanla projenin kapsamı genişletilerek, 1989 yılında çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir bölgesel kalkınma projesine dönüştürüldü. Temel amaç, bölgenin sahip olduğu muazzam potansiyeli (su kaynakları ve verimli topraklar) harekete geçirerek;
Proje, Türkiye'nin toplam yüzölçümünün yaklaşık %10'una denk gelen, 9 ili kapsayan devasa bir alana yayılmıştır:
Bu haliyle GAP, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da en büyük ve kapsamlı bölgesel kalkınma projelerinden biridir.
GAP'ın omurgasını, Fırat ve Dicle nehirleri üzerine inşa edilen barajlar, Hidroelektrik Santralleri (HES) ve sulama altyapısı oluşturur.
Proje, Türkiye'nin hidroelektrik potansiyelinin neredeyse %25'ini tek başına karşılayacak kapasiteye sahiptir. Bu kapsamda inşa edilen bazı önemli baraj ve santraller şunlardır:
Sulama tünelleri ve kanalları aracılığıyla, bölgedeki kurak ve verimsiz toprakların suya kavuşturulması hedeflenmiştir. Şanlıurfa Tünelleri (ŞUT) gibi devasa altyapı projeleriyle, Harran Ovası başta olmak üzere geniş tarım arazileri sulanmaya başlanmış, bölge pamuk, mısır, antep fıstığı gibi yüksek gelir getiren ürünlerin yetiştirildiği bir merkez haline gelmiştir.
Bu kadar büyük bir proje elbette eleştirilerden de uzak değildir. Başlıca tartışma konuları şunlardır:
GAP hâlâ devam eden ve kendini yenileyen bir projedir. "Sürdürülebilir Kalkınma" hedefi doğrultusunda, projenin odağı artık sadece fiziki altyapıyı tamamlamak değil, aynı zamanda:
Sonuç olarak, GAP Türkiye Cumhuriyeti'nin en iddialı ve vizyoner projelerinden biridir. Yalnızca elektrik üretmek veya tarlaları sulamakla kalmamış, bir bölgenin kaderini ve Türkiye'nin ekonomik haritasını yeniden çizmiştir. Geçmişten geleceğe uzanan bu dev proje, insanlığın doğayla olan ilişkisini, kalkınma ile koruma arasındaki dengeyi tartışmamız gerektiğini de her daim hatırlatmaktadır.