Babil mitolojisinin derinliklerinde, evrenin doğuşu ve düzenin sağlanması için verilen amansız bir mücadele yatar. Bu mücadelenin baş kahramanları ise, genç ve güçlü tanrı Marduk ile kaosun sembolü olan Kingu'dur. Bu destansı savaş, sadece tanrıların değil, tüm evrenin kaderini belirleyecektir.
Başlangıçta sadece Apsu (tatlı su) ve Tiamat (tuzlu su) vardı. Bu iki ilkel varlık, tanrıları doğurdu. Ancak genç tanrıların gürültüsü ve hareketliliği, Apsu'yu rahatsız etti. Apsu, bu duruma bir son vermek için tanrıları yok etme planları yapmaya başladı.
Tiamat'ın ordusu, tanrılar arasında büyük bir korku yarattı. Hiçbir tanrı, Tiamat'a karşı koymaya cesaret edemiyordu. Ta ki Marduk ortaya çıkana kadar. Marduk, tanrıların en güçlüsü olma sözü karşılığında Tiamat ile savaşmayı kabul etti.
Savaş başladı! Marduk, Tiamat'ın üzerine rüzgarları saldı. Tiamat'ın ağzını açarak içeri dolan rüzgarlar, onu şişirdi. Marduk, okunu fırlatarak Tiamat'ın kalbini deldi ve onu öldürdü. Tiamat'ın ordusu dağıldı ve Kingu esir alındı.
Marduk, Tiamat'ın vücudunu ikiye ayırarak gökyüzünü ve yeryüzünü yarattı. Yıldızları yerleştirdi, ayları ve güneşleri düzenledi. Evrene düzen getirdi. Esir alınan Kingu'nun kanından ise insanlık yaratıldı. İnsanlar, tanrılara hizmet etmek ve evrenin düzenini korumakla görevlendirildi.
Marduk, Tiamat'ı yenerek kaosun üzerine düzeni kurdu. Tanrılar, Marduk'u kralları ilan ettiler ve ona sonsuz saygı gösterdiler. Babil şehri, Marduk'un onuruna inşa edildi ve onun tapınağı, dünyanın merkezi olarak kabul edildi.