Musul Sorunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde en önemli dış politika meselelerinden biri olmuş ve uzun süren diplomatik mücadelelere sahne olmuştur. Bu tarihi sorunun çözüm sürecini detaylı bir şekilde ele alacağız.
Musul Vilayeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıyken, I. Dünya Savaşı sırasında İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilmişti. Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada (30 Ekim 1918) Musul hala Osmanlı ordusunun kontrolündeydi, ancak İngilizler antlaşmadan sonra bölgeyi işgal ettiler.
Misak-ı Milli'de Musul, Türk vatanının ayrılmaz bir parçası olarak belirtilmişti. Lozan Antlaşması görüşmelerinde ise Musul meselesi çözüme kavuşturulamadı ve sorunun çözümü sonraya ertelendi.
Musul Sorunu'nun çözümü için izlenen süreç şu aşamalardan oluşmuştur:
Musul Sorunu, 5 Haziran 1926'da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturuldu. Bu antlaşmanın önemli maddeleri şunlardı:
Ankara Antlaşması'nın Türkiye açısından önemli sonuçları oldu:
Musul Sorunu'nun bu şekilde çözülmesi, dönemin koşulları içinde değerlendirilmelidir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, henüz tam olarak güçlenmemiş bir ordusu, ağır bir savaştan çıkmış bir ekonomisi ve içeride çözülmesi gereken pek çok sorunu varken, İngiltere gibi bir dünya gücüyle savaş riskini göze alamazdı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün realist dış politikası gereği, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda diplomatik çözüm tercih edilmiş ve ülkenin uzun vadeli çıkarları gözetilmiştir. Bu antlaşma, Türk dış politikasında gerçekçi ve pragmatik yaklaşımın önemli bir örneğidir.
Musul Sorunu, günümüzde halen tarihçiler ve siyaset bilimciler tarafından tartışılmakta ve Türk dış politikasının şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.