18. yüzyıl-19. yüzyıl felsefesi, genellikle Aydınlanma Çağı olarak bilinen bir dönemi kapsar. Bu dönemin temel özelliklerini gözden geçirelim:
A) Akla ve bilime duyulan güvenin artması: Aydınlanma felsefesinin temelinde, aklın rehberliğinde bilginin ve ilerlemenin sağlanabileceği inancı yatar. Bilimsel devrimlerin etkisiyle akıl, her alanda otorite olarak kabul edilmiştir. Bu, dönemin karakteristik bir özelliğidir.
B) Geleneksel otoritelere karşı eleştirel bir tutum sergilenmesi: Kilise, mutlak monarşi gibi geleneksel kurumlar ve dogmatik inançlar, akıl süzgecinden geçirilerek sorgulanmış ve eleştirilmiştir. Bu da dönemin önemli bir özelliğidir.
C) Bireyin özgürlüğü ve haklarının vurgulanması: John Locke, Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürlerin etkisiyle bireysel özgürlükler, insan hakları ve eşitlik kavramları ön plana çıkmıştır. Bu, Fransız İhtilali gibi toplumsal olayların da felsefi temellerini oluşturmuştur.
D) Dogmatik düşünce yapısının güçlenmesi ve yaygınlaşması: Dogmatik düşünce, sorgulanmadan kabul edilen, eleştiriye kapalı inanç ve ilkeler bütünüdür. 18. ve 19. yüzyıl felsefesi ise tam aksine, dogmatik yapıları eleştirmiş, aklı ve eleştirel düşünceyi merkeze almıştır. Bu nedenle dogmatik düşüncenin güçlenmesi, bu dönemin bir özelliği değildir; aksine, bu dönemin felsefesi dogmatizme karşı bir duruş sergilemiştir.
E) Toplumsal sözleşme teorilerinin önem kazanması: Thomas Hobbes, John Locke ve Jean-Jacques Rousseau gibi filozoflar, devletin ve toplumun oluşumunu bireyler arasındaki bir sözleşmeye dayandıran teoriler geliştirmişlerdir. Bu teoriler, siyaset felsefesinin temel taşlarından olmuş ve döneme damgasını vurmuştur.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, dogmatik düşünce yapısının güçlenmesi ve yaygınlaşması, 18. yüzyıl-19. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerinden biri değildir. Tam tersine, bu dönem dogmatik yapıların yıkılmaya çalışıldığı bir dönemdir.