Okul öncesi dönem, çocukların dil gelişiminin, hayal gücünün ve sosyal becerilerinin en hızlı şekilde geliştiği altın bir çağdır. Bu dönemde hikaye anlatımı, sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda çocukların dünyayı anlamlandırmasını sağlayan güçlü bir eğitim yöntemidir. Doğru tekniklerle uygulandığında, bir hikaye sihirli bir kapıya dönüşür.
Hikayedeki farklı karakterlere farklı ses tonları verin. Örneğin, küçük bir fareyi ince ve tiz bir sesle, büyük bir ayıyı ise kalın ve yavaş bir sesle konuşturun. Jest ve mimiklerinizle olayları canlandırın.
Kuklalar, parmak kuklaları, resimli kitaplar veya basit kostümler kullanın. Görseller, soyut düşünme becerisi henüz tam gelişmemiş çocuklar için hikayeyi somutlaştırır ve ilgilerini çeker.
Hikayenin akışını duraklatıp "Sizce bundan sonra ne olacak?" veya "Karakter şimdi ne hissetti?" gibi açık uçlu sorular sorun. Bu, onların hikayenin bir parçası olmasını sağlar.
Hikayede tekrarlanan cümleler veya kısa, ritmik şarkılar kullanın. Çocuklar bu bölümlere katılmaya bayılır ve bu, dinleme becerilerini pekiştirir.
Okul öncesi çocuklarının dikkat süreleri kısadır. Hikaye anlatım seansları 10-15 dakikayı geçmemelidir. Konuyu dağıtmadan, net ve anlaşılır bir şekilde anlatın.
Hikayelerin konuları onların günlük yaşamlarından (oyuncaklarını paylaşma, doktora gitme, yeni bir arkadaş edinme) veya hayvanlar, doğa gibi ilgi çekici temalardan seçilmelidir.
Hikaye bittikten sonra, çocuklardan hikayeyi resmetmelerini, bir sahnesini canlandırmalarını veya hikayenin devamını hayal etmelerini isteyin. Bu, öğrenmenin kalıcı olmasını sağlar.
Sonuç olarak, okul öncesi hikaye anlatımı, çocuklara verilebilecek en değerli hediyelerden biridir. Bir yetişkinin sıcak sesi ve yaratıcı sunumuyla, kitapların sayfaları arasında kaybolan maceralar, çocukların zihinlerinde unutulmaz izler bırakır ve onları bir ömür boyu sürecek bir öğrenme yolculuğuna çıkarır.