Anayasamızın 34. maddesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına alır. Bu hak, demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarından biridir ve ifade özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Ancak bu hakkın kullanımı, başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal etmemek, kamu düzenini bozmamak ve şiddete başvurmamak gibi belirli sınırlamalara tabidir.
Yargıtay kararları, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlarının belirlenmesinde ve uygulanmasında önemli bir rol oynar. Bu kararlar, benzer olaylarda emsal teşkil ederek, hukuk uygulayıcılarına ve vatandaşlara yol gösterir. Yargıtay, Anayasa'ya ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak, bu hakkın korunması ile kamu düzeninin sağlanması arasındaki dengeyi gözetir.
Gezi Parkı olayları, Türkiye'de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırları konusunda önemli bir dönüm noktası olmuştur. Yargıtay, bu olaylarla ilgili davalarda, gösteri hakkının barışçıl ve şiddetsiz bir şekilde kullanılmasının önemini vurgulamıştır. Şiddet içeren eylemlerin, kamu düzenini bozduğu ve bu nedenle meşru bir gösteri hakkı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.
1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları sırasında yaşanan olaylar da Yargıtay'ın önüne gelen önemli davalardan biridir. Yargıtay, bu davalarda, kutlamaların belirli bir düzen içinde yapılması ve kamu düzenini bozacak eylemlerden kaçınılması gerektiğini belirtmiştir. İzinsiz gösteri yürüyüşlerinin, kamu düzenini bozma potansiyeli taşıdığı ve bu nedenle müdahale edilebileceği ifade edilmiştir.
Yargıtay, basın açıklamalarıyla ilgili davalarda, bu tür açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve suç teşkil etmediği sürece müdahale edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak, basın açıklamalarının kamu düzenini bozma veya başkalarının haklarını ihlal etme potansiyeli taşıdığı durumlarda, müdahale edilebileceği ifade edilmiştir.