Sevgili öğrenciler, bu soru, Türk anayasa tarihinin temel taşlarından biri olan 'Milli Egemenlik' ilkesinin ne zaman anayasal bir güvenceye kavuştuğunu anlamamız açısından çok önemlidir. Şimdi bu önemli ilkeyi adım adım inceleyelim.
- Milli Egemenlik Nedir? Milli egemenlik, devletin gücünün ve yönetim yetkisinin doğrudan millete ait olması, yani halkın kendi kendini yönetme hakkına sahip olması demektir. Bu ilke, demokratik yönetimlerin temelini oluşturur ve halkın iradesinin üstünlüğünü vurgular.
- A) 1876 Kanun-i Esasi: Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk anayasasıdır. Bu anayasa ile padişahın yetkileri ilk kez sınırlandırılmış ve meclis kurulmuştur. Ancak egemenlik hala padişahın şahsında olup, halkın yönetime katılımı sınırlıdır. 'Milli Egemenlik' ilkesi bu anayasada açıkça ve tam anlamıyla benimsenmemiştir.
- B) 1921 Teşkilat-ı Esasiye (1921 Anayasası): Kurtuluş Savaşı devam ederken, Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen bu anayasa, Türk anayasa tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu anayasanın 1. maddesi açıkça "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." hükmünü getirerek 'Milli Egemenlik' ilkesini ilk kez ve net bir şekilde benimsemiştir. Bu, Osmanlı'daki padişah egemenliğinden halk egemenliğine geçişin anayasal ilanıdır.
- C) 1924 Anayasası: Cumhuriyet'in ilanından sonra kabul edilen bu anayasa, 1921 Anayasası'nın temel ilkelerini daha da geliştirmiş ve Cumhuriyet rejiminin esaslarını belirlemiştir. 'Milli Egemenlik' ilkesini elbette içermektedir, ancak bu ilkeyi ilk kez benimseyen anayasa değildir; 1921 Anayasası'nın devamı ve geliştirilmiş halidir.
- D) 1982 Anayasası: Türkiye Cumhuriyeti'nin günümüzde yürürlükte olan anayasasıdır. 'Milli Egemenlik' ilkesini en güçlü şekilde koruyan ve güvence altına alan anayasalardan biridir. Ancak tarihsel olarak bu ilkeyi ilk kez benimseyen anayasa değildir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, 'Milli Egemenlik' ilkesini Türk anayasa tarihinde ilk kez benimseyen anayasa, Kurtuluş Savaşı'nın ruhunu yansıtan 1921 Teşkilat-ı Esasiye'dir.
Cevap B seçeneğidir.