$18.$ yüzyıl ve $19.$ yüzyıl felsefesi, önceki dönemlerdeki mutlakiyetçi yönetim ve kilise egemenliğine karşı bir tepki olarak gelişmiştir. Bu dönemde, insan hakları, demokrasi ve ulus devlet gibi kavramlar felsefenin ve siyasetin merkezine yerleşmiştir.
Aşağıdakilerden hangisi, $18.$ yüzyıl - $19.$ yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerinden biri değildir?
A) İnsan aklına duyulan güvenin artması
B) Bilimsel bilginin felsefenin temelini oluşturması
C) Akıl, özgürlük ve eşitlik gibi değerlerin savunulması
D) Dogmatik ve skolastik düşüncenin yeniden canlanması
E) Toplumsal sözleşme ve doğal haklar teorilerinin gelişmesi
Merhaba sevgili öğrenciler,
Bu soru, 18. ve 19. yüzyıl felsefesinin temel özelliklerini anlamamızı gerektiren önemli bir sorudur. Bu dönem felsefesi, önceki çağların mutlakiyetçi yönetimlerine ve kilise egemenliğine karşı bir duruş sergileyerek, insan aklını ve özgürlüğünü merkeze almıştır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyelim:
- A) İnsan aklına duyulan güvenin artması: Bu dönem, özellikle Aydınlanma Çağı olarak bilinen 18. yüzyıl, insan aklının her türlü sorunu çözebileceğine dair büyük bir inanç taşır. Akıl, bilginin ve ilerlemenin anahtarı olarak görülmüştür. Bu nedenle, bu ifade 18-19. yüzyıl felsefesinin kesinlikle bir özelliğidir.
- B) Bilimsel bilginin felsefenin temelini oluşturması: 17. yüzyılda başlayan bilimsel devrim (Newton fiziği gibi) 18. ve 19. yüzyıl felsefesini derinden etkilemiştir. Filozoflar, doğa bilimlerinin yöntemlerini ve başarılarını örnek alarak, felsefeyi de bilimsel temellere oturtmaya çalışmışlardır. Bu da dönemin önemli bir özelliğidir.
- C) Akıl, özgürlük ve eşitlik gibi değerlerin savunulması: Aydınlanma filozofları, aklın rehberliğinde özgürlük, eşitlik, adalet gibi evrensel değerleri savunmuşlardır. Fransız İhtilali gibi büyük toplumsal olaylar da bu felsefi düşüncelerin bir yansımasıdır. Bu ifade de dönemin temel özelliklerindendir.
- D) Dogmatik ve skolastik düşüncenin yeniden canlanması: Dogmatik düşünce, sorgulanmadan kabul edilen inanç ve öğretilere dayanır. Skolastik düşünce ise Orta Çağ'da kilise öğretileri ile akıl yürütmeyi uzlaştırmaya çalışan, ancak yine de dini otoriteye bağlı kalan bir felsefe akımıdır. 18. ve 19. yüzyıl felsefesi, tam aksine, dogmatik ve skolastik düşünceye karşı çıkarak, aklın özgürce sorgulamasını ve eleştirel düşünceyi savunmuştur. Bu nedenle, bu düşüncelerin "yeniden canlanması" değil, tam tersine reddedilmesi söz konusudur. Bu ifade, dönemin karakteristik bir özelliği değildir.
- E) Toplumsal sözleşme ve doğal haklar teorilerinin gelişmesi: John Locke, Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler, devletin meşruiyetini halkın rızasına dayandıran toplumsal sözleşme teorilerini ve insanların doğuştan gelen, devredilemez haklara (yaşam, özgürlük, mülkiyet gibi) sahip olduğunu savunan doğal haklar teorilerini geliştirmişlerdir. Bu teoriler, modern demokrasi ve insan hakları kavramlarının temelini oluşturmuştur. Bu da dönemin çok önemli bir özelliğidir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, 18. ve 19. yüzyıl felsefesi, dogmatik ve skolastik düşünceye karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, bu düşüncelerin yeniden canlanması, dönemin özelliklerinden biri olamaz.
Cevap D seçeneğidir.