Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel ilkelerinden biri de millî menfaatleri korumaktır. Aşağıdaki gelişmelerden hangisi bu ilke doğrultusunda atılmış bir adım olarak gösterilemez?
A) Boğazlar sorununun Montrö Sözleşmesi ile çözülmesi
B) Hatay'ın anavatana katılması
C) Musul meselesinin İngiltere ile çözüme kavuşturulması
D) Balkan Antantı'nın kurulması
Sevgili öğrenciler, bu soru Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel ilkelerinden biri olan "millî menfaatleri koruma" ilkesini anlamamızı ve somut olaylar üzerinden değerlendirmemizi istiyor. Hadi her bir seçeneği bu ilke ışığında inceleyelim:
- A) Boğazlar sorununun Montrö Sözleşmesi ile çözülmesi: Lozan Antlaşması'nda Boğazlar'ın yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştı ve Türkiye'nin egemenliği kısıtlıydı. 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, Boğazlar üzerinde tam egemenlik hakkını geri kazandı, uluslararası komisyon kaldırıldı ve Boğazlar'da asker bulundurma hakkına sahip oldu. Bu gelişme, Türkiye'nin stratejik öneme sahip Boğazlar üzerindeki tam kontrolünü sağlayarak millî egemenliğini ve güvenliğini güçlendirmiş, dolayısıyla millî menfaatleri koruma ilkesine tamamen uygun bir adımdır.
- B) Hatay'ın anavatana katılması: Hatay, Misak-ı Millî sınırları içinde yer almasına rağmen Fransız mandası altındaki Suriye'ye bırakılmıştı. Atatürk'ün kararlı ve diplomatik çabaları sonucunda Hatay bağımsız bir devlet olmuş ve ardından 1939'da referandumla anavatana katılmıştır. Bu durum, Misak-ı Millî hedeflerinden birinin gerçekleştirilmesi, toprak bütünlüğünün sağlanması ve Türk nüfusunun yaşadığı bir bölgenin Türkiye'ye katılması açısından millî menfaatlerin korunması ve genişletilmesi doğrultusunda atılmış çok önemli bir adımdır.
- C) Musul meselesinin İngiltere ile çözüme kavuşturulması: Musul, Misak-ı Millî sınırları içinde kabul edilen, zengin petrol yataklarına sahip ve Türk nüfusunun da yaşadığı bir bölgeydi. Lozan Antlaşması'nda çözülemeyen bu sorun, Türkiye ile İngiltere arasında uzun süren görüşmelerin ardından 1926 Ankara Antlaşması ile sonuçlandı. Bu antlaşma ile Musul, İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakıldı. Türkiye, Musul petrollerinin gelirinden belirli bir pay alma hakkı kazansa da, Misak-ı Millî'deki hedefi olan Musul'un Türkiye topraklarına katılması gerçekleşememiştir. Dönemin iç ve dış koşulları (Şeyh Sait İsyanı gibi) nedeniyle Türkiye, bu konuda taviz vermek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla, bu gelişme Türkiye'nin Musul üzerindeki millî menfaat hedefine ulaşamaması ve bir toprak kaybı yaşanması anlamına geldiği için, "millî menfaatleri koruma" ilkesi doğrultusunda atılmış bir adım olarak gösterilemez. Aksine, mevcut koşullar altında bir taviz olarak değerlendirilmelidir.
- D) Balkan Antantı'nın kurulması: 1934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı, bölgedeki barışı ve istikrarı korumayı, özellikle İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı ortak bir savunma hattı oluşturmayı amaçlıyordu. Bu antant sayesinde Türkiye, batı sınırlarının güvenliğini sağlamış, bölgesel iş birliğini güçlendirmiş ve olası bir saldırıya karşı caydırıcılık oluşturmuştur. Bu durum, Türkiye'nin millî güvenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma yönünde atılmış stratejik bir adım olup, millî menfaatleri koruma ilkesiyle tamamen uyumludur.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Musul meselesinin çözümü, Türkiye'nin Misak-ı Millî hedeflerinden birinden vazgeçmesi anlamına geldiği için, "millî menfaatleri korumak" ilkesi doğrultusunda atılmış bir adım olarak gösterilemez. Diğer seçenekler ise Türkiye'nin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini artıran, millî menfaatleri doğrudan koruyan veya güçlendiren adımlardır.
Cevap C seçeneğidir.