Sevgili öğrenciler, bu soru, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında yaşanan büyük bilimsel devrimlerin (özellikle görelilik teorisi ve kuantum fiziği) 20. yüzyıl felsefesi üzerindeki etkilerini anlamamızı istiyor. Bilimdeki bu köklü değişimler, felsefenin temel sorularına bakış açımızı nasıl değiştirdi, bunu sorguluyoruz. Şimdi her bir seçeneği tek tek inceleyelim:
Newton fiziği evreni mutlak ve kesin yasalarla açıklarken, Einstein'ın görelilik teorisi uzay ve zamanın gözlemciye göre değiştiğini, kuantum fiziği ise atom altı dünyada belirsizliği ve olasılıkları ortaya koymuştur. Bu durum, evren hakkında mutlak ve kesin bilgiye ulaşma fikrini sarsmış, bilginin sınırları ve doğası üzerine yeni tartışmalar başlatmıştır. Dolayısıyla bu ifade doğrudur.
Newtoncu mekanik, evrenin belirli başlangıç koşulları verildiğinde geleceğinin tamamen tahmin edilebilir olduğunu (determinizm) savunuyordu. Ancak kuantum fiziği, atom altı düzeyde olayların olasılıksal olduğunu ve tam olarak tahmin edilemeyeceğini göstermiştir (Heisenberg Belirsizlik İlkesi gibi). Bu durum, bilimsel determinizm anlayışını ciddi şekilde sorgulatmıştır. Dolayısıyla bu ifade doğrudur.
Metin de belirtildiği gibi, görelilik teorisi "mutlak uzay ve zaman anlayışını sarsmış", kuantum fiziği ise "madde ve enerji hakkındaki geleneksel kabulleri sorgulatmıştır". Mutlak uzay, zaman, madde ve enerjinin doğası gibi konular, felsefenin metafizik alanına girer. Bu bilimsel gelişmeler, bu geleneksel metafiziksel kabulleri temelden sarsmıştır. Dolayısıyla bu ifade doğrudur.
Einstein'ın görelilik teorisi, ölçümlerin (uzunluk, zaman gibi) gözlemcinin hareket durumuna göre değiştiğini, yani göreceli olduğunu göstermiştir. Kuantum fiziği ise gözlemcinin gözlem sürecindeki rolünü ve bunun sonuçları üzerindeki etkisini gündeme getirmiştir. Bu gelişmeler, bilginin mutlak olmaktan ziyade göreceli ve hatta bazı yönleriyle öznel olabileceği tartışmalarını yoğunlaştırmıştır. Dolayısıyla bu ifade doğrudur.
Metin, bu bilimsel devrimlerin "evrenin ve bilginin doğasına dair felsefi düşünceleri derinden etkilediğini" açıkça belirtmektedir. Bu, felsefenin bilimden bağımsızlaşması gerektiğini değil, tam tersine bilimsel gelişmelerle yakından ilgilenmesi ve onlardan beslenmesi gerektiğini gösterir. 20. yüzyıl felsefesi, mantıkçı pozitivizm, bilim felsefesi gibi akımlarla bilimin bulgularını ve yöntemlerini felsefi analizine dahil etmiştir. Felsefenin tamamen bilimden kopup sadece apriori (deneyden bağımsız) bilgilerle ilgilenmesi gerektiği düşüncesi, bu dönemin genel eğilimine ve metnin vurgusuna aykırıdır. Dolayısıyla bu ifade yanlıştır.