"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi, siyasi gücün ve otoritenin nihai kaynağının millette olduğunu, hiçbir kişi, zümre veya kurum tarafından sınırlandırılamayacağını ifade eden temel bir demokratik prensiptir. Bu ilke, özellikle Aydınlanma Dönemi'nde ortaya çıkan ve devletin meşruiyetini halkın rızasına dayandıran toplum sözleşmesi teorileriyle yakından ilişkilidir. Şimdi seçenekleri inceleyelim:
- A) Montesquieu: Montesquieu, özellikle "Kanunların Ruhu Üzerine" adlı eseriyle tanınır ve devlet iktidarının yasama, yürütme ve yargı olarak üç ayrı kola ayrılması (kuvvetler ayrılığı) fikrini savunmuştur. Amacı, özgürlüğü korumak ve despotizmi engellemektir. Ancak egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu fikrini, Rousseau'nun genel irade kavramı gibi doğrudan ve merkezi bir şekilde işlemez. Onun odak noktası, gücün nasıl sınırlandırılacağı ve dağıtılacağıdır.
- B) Voltaire: Voltaire, Aydınlanma'nın önde gelen figürlerinden biridir ve düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi temel hakların savunucusu olmuştur. Mutlakiyetçi yönetimlere ve kiliseye karşı eleştirel bir tutum sergilemiştir. Ancak, toplum sözleşmesi veya genel irade gibi sistematik bir siyaset felsefesi geliştirerek egemenliğin kaynağını doğrudan milletin kayıtsız şartsız iradesine bağlamamıştır.
- C) Jean-Jacques Rousseau: Rousseau, "Toplum Sözleşmesi" (Du Contrat social) adlı eseriyle tanınır. Ona göre, insanlar doğal durumdan çıkarak bir toplum sözleşmesiyle bir araya gelirler ve bu sözleşmeyle her birey, tüm haklarını topluma devreder. Bu devir sonucunda ortaya çıkan kolektif iradeye "genel irade" adını verir. Genel irade, bireysel çıkarların toplamı değil, toplumun ortak iyiliğini hedefleyen bölünmez ve devredilemez bir iradedir. Rousseau'ya göre egemenlik, bu genel iradede vücut bulur ve kayıtsız şartsız millete aittir. Milletin egemenliği devredilemez, bölünemez ve temsil edilemezdir. Bu durum, sorudaki "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesiyle doğrudan örtüşmektedir.
- D) Auguste Comte: Auguste Comte, sosyolojinin kurucusu ve pozitivizmin babası olarak bilinir. Bilimsel yöntemlerle toplumsal olayları incelemeyi ve toplumu pozitif bilimler ışığında anlamayı amaçlamıştır. İnsan düşüncesinin teolojik, metafizik ve pozitif olmak üzere üç aşamadan geçtiği teorisini geliştirmiştir. Onun felsefesi, siyasi egemenliğin kaynağı veya toplum sözleşmesi gibi konularla doğrudan ilgili değildir.
Bu açıklamalar ışığında, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi, Jean-Jacques Rousseau'nun toplum sözleşmesi ve genel irade kuramlarıyla en güçlü benzerliği göstermektedir.
Cevap C seçeneğidir.