Jean-Paul Sartre, "Varoluşçuluk Bir İnsancıllıktır" adlı eserinde, "Varoluş özden önce gelir" ilkesini savunur. Buna göre, insan önce var olur, dünyaya fırlatılır ve ancak daha sonra kendi seçimleri, eylemleri ve sorumlulukları aracılığıyla kendi özünü, yani ne olduğunu oluşturur. Sartre'a göre, insan özgürlüğe mahkumdur, çünkü Tanrı gibi bir yaratıcı olmadığı için önceden belirlenmiş bir insan doğası veya amacı yoktur. Bu durum, insana hem büyük bir sorumluluk yükler hem de onu anksiyete ve terk edilmişlik duygusuyla karşı karşıya bırakır.
Sartre'ın bu görüşlerinden hareketle, 20. yüzyıl varoluşçu felsefesinin insan anlayışı hakkında aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) İnsan doğuştan belirli bir özle dünyaya gelir ve bu öz hayatı boyunca değişmez.
B) İnsan, toplumsal kuralların ve normların belirlediği bir varlıktır, bu nedenle özgürlüğü sınırlıdır.
C) İnsan, kendi seçimleriyle kendini tanımlayan, özgür ve sorumluluk sahibi bir varlıktır.
D) İnsanın varoluşu, bilincinden bağımsız nesnel bir gerçekliğe dayanır.
E) İnsan, evrensel ve mutlak ahlaki ilkelere bağlı kalarak varoluşsal anksiyeteden kurtulabilir.