Mümtaz, Nuran'ın gözlerinde eski, bildik bir hüzün görüyordu. Bu hüzün, yalnızca Nuran'ın değil, belki de bütün bir neslin, hatta bütün bir coğrafyanın üzerinde dolaşan, adı konulmamış bir melankoliydi. Şehrin gürültüsü, tramvayların çığlıkları, bu melankoliyi dağıtmaya yetmiyordu; aksine, onu daha da derinleştiriyor, daha da belirginleştiriyordu. Mümtaz, bu derin sızıyla başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da kendi iç hesaplaşmalarının girdabında boğuluyordu.